Arsiv

Şubat 2010 sayısı

Mart 2010 Sayısı

Nisan 2010 Sayısı

Mayis 2010 Sayısı

Haziran 2010 Sayısı

AFD Menü

Anasayfa

Varoluş

AFD Ekibi

Çağrı

Kullanım Şartnamesi

Dergiye Katılım

İletişim

Duyurular  (Tüm duyurular)

- Reklam ve Sponsorluklar..

- Internet Explorer ile Kullanın..

- Şehir Temsilcilikleri..

- En iyi performans..

- AFD Facebook Grubu..

İstatistikler

 

Toplam Yazılar: 192
Online Ziyaretçi: 1
Toplam Ziyaretçi: 208561

Linkler

AFD Facebook Grub Sayfasi

 

Anadolu Fotoğraf Dergisinin Doğuşu

VAROLUŞ
Değerli Anadolu Fotoğraf Dergisi Okurları,
Şimdi okuyacaklarınız dergimizin bakış açısını, ruhunu, ideallerini hangi temellere dayandığını anlatacak bir önsöz olduğu için bu sayfada her daim yer alacaktır.
Değerli Okurlar,
Kişisel kargaşalara dalıp idealist yapımızdan uzaklaşırken zamanın su misali akıp geçtiği günümüz dünyasına, hayata dair bir belge, bir eser bırakmanın ne denli önemli olduğuna karar verdik. Teknolojinin bizi nesnelere bağımlı kılmasının yanında, bağlarımızı kuvvetlendiren bir tarafı da olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu avantajı modern çağa uyarlayarak 21. yüzyıl insanına yakışır şekilde değerlendirmek ve toplumları hareketlendirme anlamında bir çıkış noktası olarak kullanmak gerekir. Birlik ve beraberlik içinde bilgi ve tecrübelerimiz doğrultusunda elimizde bulunan değerlerimiz gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Özellikle modern dünyanın fikri üretime engel araçları nedeniyle, sayıları gün geçtikçe azalan idealist insanlar, sanatlarını ve düşüncelerini toplum yararına kullanamaz hale geldiler. Yıllardan beri fotoğraf camiası içinde kişisel rekabetin, toplumsal çıkarların önüne geçtiği görülmektedir. Ancak sayısal fotoğrafçılık çağı başladığından beri içimizde öyle cevherlerin olduğu anlaşılmıştır ki bunu beşeriyetten kurtarmak ve ülkemiz için fayda sağlamaya yönlendirmek gerekir. Hangi kişisel başarı ya da hangi birincilik ödülü, toplumları hareketlendirip onlara doğruyu, güzeli en değerliyi aktarmaktan daha mutluluk vericidir! Hangi maddi kazanç, topluma hizmet etmekten daha mühimdir! Kişisel yarışlardan öte Anadolu Fotoğraf Dergisi kişilerle birlikte toplumları, kültüre yöneltmeyi hedeflemektedir. Genel anlamda amacımız ülkemizin kültürel değerlerine ve çeşitliliğine fotoğraflar ve kalem yoluyla sahip çıkmak, kaybolan erdemlerimizi tekrar gün yüzüne çıkarmak, kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi de sanatçı gözüyle tanıtıp,  gelecek kuşaklara aktarmak olacaktır.
Bu doğrultuda dergimizin en önemli bağlayıcı unsuru; öz değerlerimize bağlı, birlik ve beraberlik içinde Fikr-i Milliyet esasıdır.
Anadolu İsmi İle Anlatılmak İstenen
Anadolu; arkeolojinin, tarihin, acıların, sevinçlerin, bereketin ev sahibidir. Dünyanın medeniyet merkezi, medeniyetin kaynak gibi aktığı toplumlara, kavimlere ve insanlığa bir ışık gibi yayılan üç yanı bereketle çevrili yaşam alanıdır.
 
Yunanca: Aνατολ^2;, Latince: Asia minor’dur. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapan “Bin Tanrılı İl” ismini de almıştır. Sümer, Asur, Hitit, Yunan, Lidya, Kelt, Pers, Roma, Doğu Roma, Selçuklu, Osmanlı gibi birçok devlete, tarihe damga vuran büyük küçük önemli toplumlara ev sahipliği yapmıştır. Milyonlarca insanın bedeni bu topraklara emanet edilmiştir. Anadolu’da yaşamış kavimlerin kendilerine özgü dilleri, lehçeleri, şiveleri ve ağızları mevcuttur. Buna bağlı olarak birçok gelenek görenek ve günümüze kadar ulaşmış toplumları yönlendiren toplumsal refleksler, Anadolu’nun en büyük zenginlikleridir. Başka bölgeler gibi bir haftalık hafızası olmayan, tarihten de öte bir geçmişe sahip yiğitlerin mekânıdır. Aslında kimseye ait değildir Anadolu, emanettir, bir dünya mirası, gelecek kuşaklara aktarılması gereken gerçek bir yaşam hikâyesidir. Sahip olmak için amansızca yarışılan bu topraklar üzerine birçok devlet kurulmuş ve birçok kavim Anadolu’da yok olmuştur. Ancak bu kavimlerin izleri yer üstünde olmasa da yerin altında bizleri bekler.
“Anadolu kültürü” terimi yapısı itibariyle birçok kültürün ortak dili haline gelmiştir. Ortak terim olarak kabul ettiğimiz bu kelamın sınırlarını iyi irdelemek gerekir. Çünkü Anadolu’da barınan kültürlerin kaynağı tamamıyla Küçük Asya diye tabir edilen alan ile sınırlı değildir. Anadolu kültürüne Balkanlar, Kafkasya, Arap yarımadası, Orta Asya stepleri ve Kuzey Afrika katkıda bulunmuştur. Yukarıda sayılan bölgelerden gelen kişiler de Anadolu’da yaşamakta kültürlerini devam ettirmektedir. Bu doğrultuda şu anki ülke sınırlarından çok daha geniş bir coğrafya Anadolu Fotoğraf Dergisi’nin konusu dâhilindedir. Bütünleyici ve tamamlayıcı bir unsur olan “Anadolu” kavramı dergimizin de ana felsefesi haline gelmiştir.
Anadolu felsefesini, kültürünü anlamak için bazı tanımları ve özet de olsa Anadolu tarihini iyi bilmek gerekir. Bendeniz kendimce bazı yerleri derleme bazı yerleri de araştırmalarımdan aldığım bilgilerle özetledim. Anadolu ruhunu ve etiğini algılamak için gerçeğe ve geçmişe hâkim olmamız gerekir.
Kültürün Tanımı
Bir milletin tarih boyunca meydana getirdiği maddî ve manevî unsurların bütünü, o milletin kendine has değerleridir. Gündelik hayattan devlet hayatına kadar bütün bir yaşayışı içine alan bu değerler manzumesi kültürün konusunu teşkil eder. Dolayısıyla, dil, edebiyat, sanat, içtimaî ve iktisâdi hayat vs. hep bir kültürün ortaya çıkardığı ve şekillendirdiği veyahut bir kültürü şekillendiren ve yaşatan unsurlardır. İlk bakışta girift görülebilen bu izah aslında gayet basittir. Nitekim bazı sosyologlara göre kültür; her şey unutulduktan sonra akılda kalandır. Yani hayatın tabiî akışı içerisinde aile ve çevreden kazanılan âdeta şuuraltında mevcut bir davranış biçimidir. Ferde münhasır gibi görülen bu davranış biçimi, topluma şamil olduğu zaman millî kültür adını alır. Dolayısıyla millî kültür, bir topluluğu millet haline getirebilir. Fakat her kültür, her toplumu millet yapmaya da yetmez. Nitekim Afrika veya Avustralya'daki ilkel kabileler, eski ve farklı bir kültüre sahip oldukları hâlde, günümüzde dahi, millet kavramından bihaber yaşamaktadırlar. Ancak kendini geliştirebilen, özünü bozmadan kendini yenileyebilen kültürler güçlü bir millet ve devlet geleneğine sahip olabilir. Milleti yaşayan bir varlık olarak düşünecek olursak, onu hayatta tutan yegâne gıdanın kültür olduğunu görürüz. İşte bu sebeple, millî kültür ile beslenen ve mücehhez kılınan halkın organize olmuş biçimine "millet" denilmektedir. Milletin oluşturduğu yüce organizasyon ise devleti ortaya çıkarır. Bazı ilim adamları bu tanımları kültür ve medeniyetle karşılaştırarak bir sonuca varırlar. Onlara göre millet veya milliyet, millî kültür ile medeniyet ise devlet ile irtibatlıdır. Irk, dil, din ve coğrafya kültür ve medeniyetin müşterek unsurlarıdır. Bu unsurlardan birkaçına sahip olabilen medeniyeti, kültürden ayıran en önemli husus ise, medeniyetin beynelmilel olabilmesidir. Özellikle din ve coğrafya birliğinden kaynaklanan medeniyetlerde bu durum daha açık bir biçimde görülebilir. Bu açıdan ele aldığımızda, medeniyet tek bir kültürden oluşmaz. Meselâ İslâm medeniyeti Arap, Fars ve Türk kültürlerinin bir sentezi durumundadır.
Eskiçağda Anadolu Kültür Tarihi
Anadolu, dünya tarihinin ilk büyük devrimi olan insanın toprakla dostluğunun ilk yaşam alanıdır. Çayönü’deki M.Ö.  7250–6750 arasına tarihlenen ilk çiftçiler dünya tarihi açısından önemli bir bilimsel kanıttır. Dini inanış yönünden Ana tanrıça tapınımı söz konusu olan bu dönemde özellikle Çatalhöyük ve Hacılar arkeolojik buluntu açısından çok zengin alanlardır. Bu devirlerden itibaren başlayan yaşamsal devamlılığın kanıtı da kesintisiz İslam dönemine kadar uzanan dünya kültürel mirasında eşine zor rastlanır höyüklerdir. Dünya medeniyetinin filizlenmeye başladığı ilk zamanlardan itibaren günümüze kadar devam eden yaşamsal etkinlik Anadolu’nun ne kadar eski ve zengin kültüre sahip olduğunun kanıtıdır.
Mezopotamya yazılı kaynaklarından öğrenildiği üzere (MÖ 2350–2150) Anadolu’nun ilk ismi “Hatti Ülkesi”dir. Daha sonra Hind Avrupalı kavim olan günümüzde Hititler olarak bilinen halk, Anadolu’nun ilk imparatorluğunu kurmuştur. Köklü bir medeniyet anlayışına sahip bu kavmin izlerine arkeolojik anlamda sıklıkla Anadolu’nun iç kesimlerinde rastlamaktayız. Özellikle Hititler kadar duyulmasa da Hititlerin bir kavmi olan Luwi’lerde Anadolu’ya önemli izler bırakmışlardır. Luwi halkları güneyden kuzeye, doğudan batıya, Anadolu'nun dört bir yanına özgün Anadolu mirasını taşımışlardır.  Bugün bile Akdeniz'de, Ege'de, Karadeniz'de ve Doğu Anadolu'da birçok yörenin adı Luwi kökenlidir. Onlar Hititler gibi ulaştıkları topraklara yeni düzenin çoktanrılı değerlerini değil,  hoşgörünün ve barışın tanrıçasını taşımışlardır. Bu yayılma Anadolu sınırlarını aşmış, Trakya'ya, Yunanistan'a, İtalya'ya ve Afrika'ya kadar uzanmıştır. Böylelikle Anadolu kültür kökeni Anadolu dışına da dayatılmıştır. Daha sonraki dönemlerde Hurriler, kralları hint kökenli olan Mitaniler, Urartular, Asurlular, Lydialılar, Doğu Avrupa kökenli Frigler, kültürlerini Anadolu topraklarına bırakan önemli eskiçağ uygarlıklarıdır.
MÖ 12. yüzyılın başında başlayan göçler Anadolu’nun tarihsel akışına yeni bir doğrultu vermiş ve MÖ 3. binden beri Mezopotamya etkisinde bulunan yarımada söz konusu tarihten sonra yüzünü batıya çevirmiş ve Roma Çağının bitimine değin Batı Akdeniz dünyasının atmosferi içinde yaşamıştır. Politika ve kültür alanlarındaki bu değişiklik daha sonra MÖ 600-545 arasında Batı uygarlığının Ion kentlerinde doğmasını sağlamıştır.
Yunan kavimleri Anadolu’ya ilk geldiklerinde bir direnç ile karşılaşmışladır. Bunun en büyük destansı hikâyesi de Troia destanıdır. Anadolu’nun ilk mücadeleci destanı olarak nitelendirilen bu savaş hikâyesi batıya karşı bu coğrafyanın savunulması olarak kabul edilir. Bu savaşta şimdi de olduğu gibi batılı güçler yani Akhalar (Yunanca :O44;χαιο^3;, Akhaioi) bizleri yapma bir at ile içimizden vurmuşlardır. Anadolu müdafaası yani Troia savaşı batı içinde çok stratejik bir mücadeledir. Bu savaş sonunda İlyas ve Odysseia destanları batıllıların kuruluş efsaneleri olarak tarihe not düşmüştür.
Bu konuyu çok iyi bilen Fatih Sultan Mehmet, 1453’te İstanbul’un muhasarası sırasında kentte bulunan Kardinal İsidor’e yazdığı bir mektupta kendisinden ‘Troialıların Prensi’ şeklinde söz etmiştir. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in Papa İkinci Pius’a yazdığı mektupta ‘İtalyanlarla aynı kökten olduğumuz ve onlar gibi Hektor’un öcünü almak hakkımız olduğu halde, İtalyanların bize düşmanca davranmalarına ve Rumları korumalarına şaşıyorum” demiştir. En önemlisi de Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden birkaç yıl sonra Çanakkale’ye Troia’nın bulunduğu bölgeye gelerek o büyük savaşın kahramanlarına övgüler düzdüğü ve Yunanlılardan Hektor’un öcünü aldığını söylediği tarihçi Kritopulos tarafından anlatılır. Fatih Sultan Mehmet’in bu şekilde tarihi benimsemesinin sebebi Troialılardan biz diye bahsetmesi bu toprakların bir bütün içinde algılanması ile alakalıdır. Bu da tarihsel bir bütünlük ile alakalıdır.
Eskiçağda Anadolu’yu anlamak batı uygarlığının gelişimini, kökenlerini anlamak ile doğru orantılıdır. Her ne kadar ört pas edilse de şu da bir gerçektir ki, eski Yunan uygarlığının filizlenmeye başladığı yer Batı Anadolu, özellikle lonia'dır. Kent-devletlerinin ortaya çıkışı, sikkenin icadı, ilk doğa filozoflarının yurdu ve bilimsel düşüncenin temeli lonia'dadır.
Şehir devletleri ve krallıklardan sonra Anadolu’da Roma dönemi başlar. Anadolu’nun zengin medeniyetini başkentleri Roma’ya taşıyan bu imparatorluk kuruluş destanı olarak Vergilius’un “Aeneas” destanını benimser. Troia savaşından kaçan Aeneas (Eski Yunanca ΑO84;νε^3;ας, Aineias, Latince Aeneas), Troia düşünce Troialılarla birlikte gemiyle açılır. Uzun süren yolculuktan sonra Roma’ya varırlar. Bu topluluğun torunları olan Romus ve Romulus Roma İmparatorluğu’nun ilk kurucuları olarak kabul edilir. Bu efsane daha iyi irdelendiğinde kurucuların kökenleri olarak yine Anadolu olduğu görülür. Bugünkü Avrupa kavimlerinin şekillendirici olan Roma, kendisini Anadolu’da aramıştır.
Tarsuslu Aziz Paulus’un çabaları ile başlayan Hıristiyanlığın yayılımı yine Anadolu’daki önemli medeniyet kentlerinden olmuştur. Dünyanın her anlamda yaşantısını değiştirecek bu yayılımın öncüleri de Anadolulu insanlardır. Hıristiyanlık,  Anadolu'nun eski tanrısal destanlarından etkilenmiş,  öyküler değişik biçimlerde destanlara dönüşmüştür. Kapadokya'da yaşayan Georgios'un burnundan alevler çıkaran canavarı öldürmesi gibi,  Hıristiyanlığın kutsal günlerinin çoğu eski çoktanrılı çağlardaki günlerinin devamıdır.
Bu dönemde Doğu Roma (Bizans) dönemi Anadolu’ya hakim olur. Her anlamda egemen bir kültür olan bu medeniyet Anadolu’nun her alanına yayılır. Fakat orta kesimin yok olması sadece zengin ve köylü halklarının var olması düzen açısından belli sıkıntılar yaratmaya başlamıştır. Bu düzen uzun bir süre devam etti. Daha sonra Selçuklu medeniyeti Anadolu’nun içlerine doğru yayılmaya başladı. Özellikle adil düzen ve etik bir devlet kurmayı hedefleyen bu kavim, Anadolu’nun özünü benimseyerek ve beraberinde getirdiği Pers ve Türkmen kültürünü Anadolu içlerine yaymaya başlar
Anadolu Türk Tarihi
Anadolu’nun bir Türk yurdu olmasında etkili olan göçler XI. yüzyıldan itibaren başlamıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasından önce Çağrı Bey, 1018 yılında Doğu Anadolu’ya bir keşif akını yapmıştır. Fakat Bizans mukavemetini kırmaya çalışarak Anadolu’ya yerleşme faaliyeti, Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan itibaren (1040) hemen sonra başladı. Tuğrul Bey, doğudan gelip yurt bulmak ve sürülerini beslemek zorunda olan Türkmen boylarını Anadolu’ya sevk etmeye çalışıyor, böylece onlara yeni topraklar gösteriyor, ayrıca kendi ülkesi ile Bizans arasında tampon bir bölge oluşturmaya uğraşıyordu. Anadolu'nun Türkleşmesinde Malazgirt Zaferi âdeta bir dönüm noktasıdır. 26 Ağustos 1071 tarihinde  Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Bizans imparatoru Romanos Diogens‘e (Romen Diyojen’e) karşı kazandığı Malazgirt zaferi ile Anadolu kapıları ebediyen Türklere açılmıştır. Malazgirt zaferinden sonra gelişen siyasî, askerî ve sosyal olaylar sonucunda Anadolu hem yoğun bir nüfus göçüne sahne olmuş; hem de yapılan fetihlerle kısa sürede “Türk Yurdu” haline gelmiştir. Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu'ya gelip yerleşen Uç-Türkmen Beyleri, Bizans'a ait topraklarda sürekli olarak genişleme siyaseti gütmüşlerdir. Türklerin İslam dinini kabul ettikten sonra Anadolu’ya gelişleri daha anlamlı ve daha kalıcı olmuştur. İslamiyet’ten önce gerçekleşen gelişlerin, bugün için pek fazla etkileri görülmemektedir. Anadolu’nun Türkleşmesinde dönüm noktasını “Fetih ve Gazâ Ruhu” oluşturmuştur.  Bu nedenle, Malazgirt Zaferi Anadolu’nun İslamlaşmasında ve Türkleşmesinde dönüm noktası olmuştur.
Malazgirt Zaferinden sonra, Denizli Çivril yakınlarında yapılan Miryokefalon (Myriokephalon) Savaşı ve Zaferi, Anadolu’nun Türkleşmesinde  ve Müslümanlaşmasında ikinci dönüm noktasını oluşturmuştur.  Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ile Bizans İmparatoru Manuel I Komnenos arasında, 17 Eylül 1176 Denizli Çivril yakınlarında(Büyük Menderes Vadisi)  Miryokefalon'da (Myriokephalon) yapılan savaşı Türkler kazanmıştır. Zaferden sonra, Türkistan ve Horasandan gelen Türkmen göçleri bütün hızıyla devam etmiştir. 1220'de Harzemşahlar'ın Cengiz Han'a yenilmesinden sonra, Moğol istilâsından kaçan tüccar ve zanaatkâr Türkmenler yeniden Anadolu'ya göç etmeye başlamışlardır. Bu göçlerle Anadolu, hem nüfus itibariyle fazlalaşmış, hem de iyice Türk İslam karakterine bürünmüştür.
Türkler, kısa sürede tüm Anadolu’yu hâkimiyetleri altına almaya başlamışlardır. Türkmenler bir taraftan askerî ve siyasî hâkimiyet mücadelesi verirken, diğer taraftan Anadolu'yu mamur bir Türk-İslâm beldesi yapmak amacıyla çok sayıda camiler, medreseler, hanlar, kervansaraylar, hamamlar, yollar ve köprüler gibi dinî ve sosyal kurumlar yaptırmışlardır. Öte yandan Anadolu’ya göç eden Türkmenler, yeni yerleştikleri köylere, kasabalara ve şehirlere; Bayındır, Kargın, Eymür, Iğdır, Kayı, Afşar, Salur, Çubuk, Afşin, Oğuzeli, Artuklu, Bozdoğan, Aydın gibi tamamen Türkçe olan, kendi boy ve şahıs adlarını vermişlerdir. Sonuç olarak, yaklaşık bin yıldır buram buram Türk ve Müslüman kokan Anadolu toprakları üzerinde Anadolu Selçuklu Devleti, Müslüman Türk Beylikleri, Osmanlı Cihan Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.
Sonuç ve Amaç
Dijital çağ ile birlikte fotoğraf sevgisi günden güne artan bir değerdir. Binlerce kişi fotoğraf ile uğraşmakta, çağın getirdiği araçlarla uluslararası bir boyut kazanmaktadır. Bu potansiyel sayesinde birçok internet sitesi kurulmuştur. Ancak genel olarak internet dünyasında çeşitliliğin az olduğu ve kültürel anlamda paylaşımın dağınık bir ortamda sergilendiği gözlemlenmektedir. Bu doğrultuda ülke kültürünü ön plana çıkartan çalışmaların toplanması, böylelikle de değerlerimizi belgeleyen ve anlatan bir derginin var olması gerektiği öngörülmüştür.
Fotoğrafı, salt fotoğraf olarak görmemek gerekir. Fotoğrafçıların üzerlerine yüklenen ödev ve görevleri bulunmaktadır. Yayınladıkları, sergiledikleri, yurtiçi ve yurtdışına gönderdikleri kareler sayesinde insanların göremediği güzelliklere göz, algılayamadıklarına ise rehber olmaktadırlar. Bu doğrultuda sorumlu bir yurttaş olarak fotoğrafı, kültürel değerlerimize sahip çıkmak, adetlerimizi, geleneklerimizi ve kaybolan değerlerimizi gündeme getirmek için kullanabiliriz. Küreselleşen dünya nedeniyle yozlaşan değerlerimizi korumak ve kollamak için bir çatı altında toplanmak gerekir. Yitirilen, kıyıda köşede var olan zenginliklerimizi, fotoğraf ile belgeleyip gelecek kuşaklara aktarmak en önemli görevlerimizdendir.
Ayrıca fotoğraf, insanın hayata bakış açısını değiştiren önemli bir sanattır. İçimizdeki potansiyeli ortaya çıkartan, yaşama farklı bir boyutla bakıp sorunlara, çözümlere daha duyarlı olmamızı sağlayan güçlü bir bağdır. Birçok arkadaşlığın ve dostluğun kurulduğu fotoğraf camiasında birliğin, yeni projelerin gerçekleşmesi desteklenmesi gerekir. Bu da yeni oluşumlar ile gerçekleşir. Fotoğraf sanatının, uğraşanları ile var olduğu bilinmektedir. Böylelikle fotoğraf sanatı her anlamıyla desteklenmesi gereken önemli bir gerçekliktir.
Bu bağlamda Anadolu Fotoğraf Dergisi’nin çatısı altında birleşmiş bulunmaktayız.
Bu birlikteliğin genel amaçları;
  1. Ülkemizin kültürel değerlerine ve çeşitliliğine fotoğraflar yoluyla sahip çıkmak,
  2. Kaybolan ve kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi sanatçı gözüyle tanıtıp, yitirilmesini engellemek.
  3. Ülkemizin kültürünü, hayvansal ve bitkisel çeşitliliğini fotoğraf ve yazılar aracılığıyla tanıtmak.
  4. Gün geçtikçe doğa koşulları ve insan eliyle yok olan ülkemizin tarihsel ve arkeolojik mirasını fotoğraf yoluyla belgelemek ve gelecek kuşaklar için fotoğraf veri tabanı oluşturmak.
  5. Yapılacak projelerle sorunlara daha duyarlı olmak.
  6. Ülkemizin birlik ve beraberliğine katkıda bulunmak.
  7. Fotoğraf sanatını ve fotoğrafçıları her anlamda desteklemek.
  8. Fotoğrafa yeni başlamış fotoğraf severleri destekleyip, gelişimine katkıda bulunmak.
  9. Fotoğraf kalitesini yapılacak organizasyonlar ile arttırmak.
  10. Fotoğraf dilini kullanıp toplumlara ulaşmak.
Bu yolda bazı kırmızı çizgilerimiz de bulunmaktadır. Bunlar;
- Her türlü dil, ırk, renk, cinsiyet, din, mezhep, bölge, felsefi düşünce gibi nedenlerle ayrım yapılması, imtiyaz ve itibar yaratılmasına kesinlikle izin verilmeyecektir.
- Siyasi olarak bütün partilerin, grupların ve kişilerin oluşuma nüfus etmesi engellenecektir.
- Ayrılıkçı değil birleştirici bir ruh benimsenecektir.
- Hiçbir şekilde kişiler ön plana çıkmayacaktır.
- Ahlak ve yasadışı hiçbir oluşum değerlendirilmeyecek ve desteklenmeyecektir.
- Toplum değerleri çizgimiz olacaktır.

Tuna AKÇAY
Anadolu Fotoğraf Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni

 

AFD Etkinlikleri

Foruma Gir

Gazete Oku

Foruma Gir

 

 

 

Anadolu Fotoğraf Dergisi - AnaFot.com 2010 ~
Sitemizdeki Yazı ve Fotoğrafların tüm hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Yazı ve Fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.